Tuğçe Güçnar Kengil

Sen değiş dünya değişsin

Kaktüsleri sever misiniz?

unnamed (2)

Bundan 1 yıl hatta 6 ay öncesine kadar kaktüsler benim için acı bir bitkiden başka bir anlam ifade etmiyorlardı. Ta ki O’nu tanıyana kadar…

O, benim hayatımda tanıdığım en öğretici insanlardan biridir. Yalnızlığı sevmez ama tek başınalığa aşıktır.

O, kabuğunu göstermez ama eğer siz isterseniz şeffaf kalbinde büyüttüğü çiçekleri seyredebilirsiniz.

Bazen görünmez olur, o kadar görünmez ki siz arkanıza bakmayı akıl edemeden onun çoktandır orada olduğunu hissedebilirsiniz.

30 yaşımda kazandığım en değerli insanlardan birine, O’na armağan ediyorum bu yazımı…

Evet, ne diyorduk?

Kaktüsler diyorduk, sever misiniz?

Dış görüntüsü acı dolu, dokunmaya korkutan, dikkat isteyen kaktüsler…

Çoğumuzun hayatına radyasyonu engellemesiyle girmiştir. Birinden duymuşuzdur, plazadaki arkadaşımızın masasında görmüşüzdür ve bize “radyasyonu engelliyor” demiştir. Biz de hemen edinmek istemişiz ya da “ne güzel” diyerek geç kaldığımız toplantıya doğru koşmaya başlamışızdır.

Peki siz kaktüslerin oluşması için sadece yaprağın toprakla birleşmesinin yeterli olduğunu biliyor muydunuz?

Ekilmeyi beklemeden, öylece…

Durup düşünmeden, bir anda…

Kim bilir, belki yardımsız büyüdüğünden dikenler biriktiriyordur üzerinde…

Peki ya bizler ne yapıyoruz?

Kimse elimizden tutmadığı için mi savaşıyoruz dünyayla?

Hiç kimse destek çıkmadığı için mi batırıyoruz dikenlerimizi yanımıza yaklaşana?

Oysaki kök salmak için beklediğimiz bir tutam toprak değil mi?

Yetmiyor mu başarmaya?

Evet, yetiyor.

Ama öyle sağlam bir inanca sahibiz ki ayağa kalkmak için illa bir el uzansın diye bekliyoruz. Biri bizi işe soksun, biri cevherimizi açığa çıkarsın, biri kiramızı ödemeye yardımcı olsun, biri o işe bir el atsın, biri bize arka çıksın, biri bizi görsün, biri bir şeyler yapsın, diyoruz.

Çoğu zaman da o “biri”nin koluna tutunarak emeklemekten ilk adıma geçiş sağlıyoruz. Eğer hayatımız boyunca sistemimizi bu şekilde yürütürsek “neler yapabileceklerimiz”i çok da fark etmeden yaşayıp gidiyoruz.

Diğer senaryo ise dikenli bir sonla bitiyor. Aradığımız “biri” ortalarda görünmeyince iş başa düşüyor; toprağı biz buluyoruz, güneşi biz yakalıyoruz, sabırla yağmur yağmasını bekliyoruz ve sonunda derin bir kök salıyoruz. Sonra tüm bunların hesabını “biri”nden sormak için bir yandan da dikenlerimizi de biliyoruz. Kimse yoktu bir zamanlar, şimdi de olmasın istiyoruz.

Masanıza koyduğunuz kaktüs ne yapıyor biliyor musunuz?

Toprağını özlemle karşılıyor, strese girmiyor çünkü biliyor ki büyümesi için sadece ona ihtiyacı var. Büyüyor, çiçek açıyor, aslında dikkatle dokunursanız elinizi acıtmıyor, o kadar güzelleşiyor ki başka bir canlı türünü radyasyondan bile koruyabiliyor.

Bence bize bir şeyler anlatmak istiyor.

Büyümek için bekleme diyor, harekete geç…  Ve eğer bir gün kendi yaprağınla kendi başına kök salarsan bunu sadece kutla, dikenlerin sivri değil renkli olsun.

Seni güzel yapan dikenlerin değil her şeye rağmen açtığın çiçeklerin olacaktır.

Yazan: Tuğçe Güçnar Kengil

www.e-koc.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 11 Nisan 2015 by in Genel and tagged , , , , , , , , , , .
%d blogcu bunu beğendi: