Tuğçe Güçnar Kengil

Sen değiş dünya değişsin

Kaygımla Kahve Keyfim

kaygı

Karanlıktı, biraz da tozlu… Nefesimi burnumdan alıp vermeye çabalarken, ağzımı açamadığımı fark ettim.

Zaman geçti… Geçti… Zannettiğimden de uzun bir zaman geçti.

Yok dedim, içimden; bu böyle olmayacak!

Acaba konuşmayı mı denesem? Belki de bir şey söyler ve çıkarır beni buradan… 2 kere tıklattım kapısını…

Haydi gidiyoruz dedim, konuşmamız lazım, sana kahve ısmarlayacağım…

Bir yandan kahvelerimizi yudumlarken, bir yandan birbirimizi izledik. İlk defa yüzleşiyorduk…

Sessizliğimizi ilk ben bozdum;

-Sürekli peşimde ne yapıyorsun?

-Bekliyorum.

-Kimi bekliyorsun?

-Seni…

-Neden beni bekliyorsun?

-Hazırlamak için

-Beni neye hazırlayacaksın?

-En kötü senaryoya!

-Hangi en kötü senaryoyu kastediyorsun?

-Başına gelebilecek olan en kötü senaryo…

-Ne zaman gideceksin?

-Gitmeyeceğim…

Belliydi, gitmeyecekti. Sesindeki kararlılık beni yine kendine çekti. Bu sefer fena halde dikiliyordu, karşımdaydı…

-Peki, madem gitmeyeceksin o halde cevap ver, beni nasıl hazırlayacaksın?

– Bir gün işler kötüye gittiğinde daha kötü üzüleceksin. Ben seni kötüye alıştırıyorum.

– Peki işler ya hiç kötüye gitmezse?

-İşler her zaman kötüye gider…

-Beni koruduğunu mu söylüyorsun?

-Hayır, ben seni koruyamam, sadece kötüsüne hazırlarım ki bir gün başına geldiğinde hazırlıklı ol diye.

-Kötü senaryo yaşandığında ne yaparsın?

-Hiçbir şey, biraz beklerim. Sonra başına gelenlerin sonucunda bir sonraki başına gelecekleri düşünmeni sağlarım.

-Yani üzülmeme engel olamıyorsun.

-Nasıl olabilirim ki?

-Henüz yaşanmamış bir şey kurguluyorsun ve üzüleceksem bile zamanının çok öncesinden ağlamama neden oluyorsun! Hatta ve hatta belki de haklı çıkmak için ellerimden tutup, bana kendi yazdıklarını oynatıyorsun!

Benimle ilk defa konuşan “kaygı”mın kafası karışmış olacak ki bir an durdu. Bense aralıksız konuşmaya devam ettim.

-İşsiz kalmaktan kaygılanıyordum, işsiz kaldım. Sevgilimin beni terk etmesinden kaygılanıyordum ve terk edildim. Başarısızlıktan kaygılanıyordum ve hiçbir zaman zirveye çıkamadım. Ne istemediysem, gittim onu buldum.

Lütfen kaygım, lütfen git artık…

Gördüğünüz gibi peşimi bırakmayan kaygımla diyaloğum böyle bitti. Fark ettiğim şey; kötü senaryoya beni o kadar iyi hazırlıyordu ki, hiçbir emeğinin boşa gitmesini istemedi.

Bir şeyi 40 kere söylersen olur derler ya hani, işte bir şeyden 40 kere kaygılanırsan o şey olur. Çekindiğin şey her ne ise seni avucunun içine alır. İçine çeker. Tutunacak yer bırakmaz. Ve hayatını o şeyden kaçmaya göre kurgulamaya başlarsın.

Sonuç: Kaçan kovalanır. Kaygısını yaşadığın her şey peşinde! Sen kaçtıkça, izini sürecekler.

Haydi sen de konuşmayı dene onunla.

Sor bakalım;

Ne istiyormuş?

Sana ne kazandırıyormuş?

Olmasa ne olurmuş?

O’na de ki; sayın kaygım, azın karar çoğun zarar, sana git demiyorum ama abartma lütfen. Sen de kabul et; bütün senaryolar kötü değildir.

Kötü olsa bile, zamanından önce kaygının pençesine düşmek hiçbir işe yaramaz.

Konuştuğunuzda O’na selamımı da söyle.

İkinize de şimdiden keyifli sohbetler…

Tuğçe Güçnar Kengil/www.e-koc.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 16 Haziran 2015 by in Genel and tagged , , , , , , , , , , , , .
%d blogcu bunu beğendi: