Tuğçe Güçnar Kengil

Sen değiş dünya değişsin

Yapma, Sadece Ol

phill

Philippe Petit’in ikiz kuleler arasındaki yürüyüşünü okuyup bir yandan da fotoğraflarına bakarken ellerimin ne kadar terlediğini, bedenimin nasıl gerildiğini size anlatamam. Bir yanım “delirmiş bu adam” derken diğer yanım nasıl yaptığını sorguladı.

Yıl 1974, aylardan Ağustos.

Bir ip cambazı yaklaşık 417 m yükseklikte, 45 dakika boyunca çelik bir halatın üzerinde yürüyor. 45 dakikanın tamamı yürüyerek geçmiyor, ipin üzerine yatıyor, kollarını ve bacaklarını sallandırıyor, bir süre bulutları izliyor. Bir kuzey bir güney kule arasında 8 kez gidip geliyor. Düşünsenize…

Bunu neden yaptığı sorulduğunda insanları tatmin eden bir cevap da vermiyor baktığınızda. Bir ip cambazı yapabileceğinin en iyisini yapmaya çalışıyor sadece, alın size bir neden!

Unutmadan söylemek de isterim ki bu yürüyüşü yaparken güvenlik kemeri kullanmıyor. İnsanın aklına ölüm gelse de bu adam ölümden ziyade yaşamak için yürüdüğünü söylüyor. Ve diyor ki,

Benim için bu, belki bir keşif. Beni yutup, bitirebilecek bir keşif olsa dahi, keşfetmekten korkmuyorum. O yüzden yaşamın sınırı dediğimiz ölüm, beni rahatsız etmiyor. Yaşam dileğim var, ölüm değil…

Gösteri sonrasında polislerin eşliğinde yürürken yüzündeki ifade çok net: İstedim ve başardım!

Şimdi gel de sorgulama gel de kurcalama!

Bu iş hem denge hem zihin işi. Yani bilmem kaç metre yükseklikte yere çakılmadan yürümeyi beceriyor olmak sağlam bir dengenin yanında açık bir zihinle mümkün olabilir. Fotoğraflara bakınca hissediyorum ki Philippe bu işi yapmamış, resmen o iş olmuş…

Yüksekliği, rüzgarı, izleyenleri, polisleri, başarırsa ne olacağını, ipin inceliğini, tepesinde dönen helikopteri aklından geçiriyor olsaydı muhtemelen bugün onun hayatını okurken “tüh tüh, adam resmen parçalanmış, ee kim dedi ona çık kulelere yürü diye” derdik.

Bu hikaye bana bir şeyi hatırlattı. Hatta yarın Pazartesi olmasına ve artık yatma vaktimin gelmesine rağmen uykumu kaçırdı. Heyecanlandım.

İşimi düşündüm. İşimi yaparken zihnimden geçenleri hatırladım. Hatta bazen yazı yazarken bile “yok ya bu cümle ağır kalır” ya da “bunu öyle anlatmasam da biraz daha yumuşatsam mı” diye diye güzelim cümlelerimi sildiğimi, yeniden ve bir daha yeniden yazdığımı geçirdim içimden. Yani tam da üretme anında devreye giren blokeler, vıdı vıdılar…

İsteklerimiz, beklentilerimiz var. Başarı bizi az ötede bekliyor. Çoğu zaman canı sıkılıyor, bekle bekle nereye kadar? Ha geldim ha geliyorum derken “yapmaktan” öte “olmaya” geçemiyoruz. Olmak demek tıpkı Philippe gibi 417 m yükseklikte gökyüzünün tadına varmak aslında. Aşağı bakmamak ki, aşağı bakmak bir ip cambazının en son yapması gereken şey!

Zihni susturmak, icra ettiğin şeye bürünmek…

Bak, başarı hala bekliyor. Ve görünen o ki, o senin karışık zihninle hiç mi hiç ilgilenmiyor. Ne yapıyorsan yap, kendini ver. Sen susma ama kafanın içindeki vıdı vıdıcıları sustur.

İş her ne ise ona başka bir şeymiş muamelesi yapma, işin tam da içine gir.

Yapma, sadece ol…

Tuğçe Güçnar Kengil

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: